YENİ Partili Özkan: Devletin ve Öcalan’ın stratejik aklı bir çözüm üretebilir!
YENİ Parti İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, “Terörsüz Türkiye” adı altında yürütülen yeni çözüm sürecine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Özkan açıklamasında “Abdullah Öcalan'ın stratejik aklının da Türk devletinin stratejik aklının da sorunları ortadan kaldırabilecek bir çözümü masaya getirdiğine inanıyorum” dedi.
- YENİ Parti İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, “Terörsüz Türkiye” adı altında yürütülen yeni çözüm sürecine ilişkin olarak ’e değerlendirmelerde bulundu.
Özkan’ın terör örgütünün silah bırakması ve kendisini feshetmesi yönündeki adımları desteklediğini belirten Özkan, sürecin bir teslimiyetten ziyade uzlaşmayla sonuçlanabileceğini ifade ettiğini belirtmesi dikkat çekiciydi.
Terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan ile Türk devletinin stratejik aklının sorunları ortadan kaldırabilecek bir çözümü masaya getireceğini inandığını söyleyen Özkan, anayasa değişikliği tartışmalarına da değindi. Özkan, devletin ana dili öğretme sorumluluğu bulunduğunu altını çizerken ana dilin resmi dil olarak kabul görmesi, Türk kimliği ve özerklik konularının tartışmaya açılmasına karşı çıkacağını belirtti.
Özkan, Türkiye gündeminin önemli başlıklarından biri olan fon krizine ilişkin de iktidara sert eleştiriler yöneltti. 114 milyar dolarlık fon skandalının siyasi ve bürokratik destek olmadan gerçekleşemeyeceğini savunan Özkan, sorumluların açıklanması ve hesap vermesi gerektiğini vurguladı.
Özkan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:
VEKALET SAVAŞLARI BİTİYOR Galiba İzmir’in Yeni Parti milletvekilleri arasında iki kişiyiz evet oyu veren. Bir terör örgütü silahları bırakma ve feshetme kararı aldıysa ve bu kararın uygulanması olması için bir yasa meclise geldiyse, ben önce yasaya bakarım. Ne istiyor, ne getiriyor. Sonra da olgunun bundan sonraki boyutlanmasına bakarım. Yasa metninde boyutlanmayla ilgili herhangi bir şey yoktu. Bir tasfiye süreci var. Sadece Türkiye’de de değil. Örgütlü oldukları Irak'ta, Suriye'de, İran'da süreç başlatılmış ve yönetime katılmak istiyorlar. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Evet dedim. Ancak gördüğüm eksikleri bir yazılı metinle de kamuoyuna açıkladım. Siyaseti nasıl yapacaklar? Kendini feshetme noktasında hangi yerdeler? Yani silahlar bırakıldı mı? Gerçekten çekilme gerçekleşti mi? Bunlar hem Milli Güvenlik Kurulu hem de oluşturulan kurullar aracılığıyla gözlenecek, izlenecek, bakılacak ve raporlanacak.
Dünyada bir değişim var. Vekalet savaşları bitiyor. Devletler yeniden güçlenerek geri geliyorlar. O nedenle Irak'ta da, İran'da da, Suriye'de de bu yapılar ortadan kalkacak. Yani ülkeler adına savaşan, terör yaratan unsurlar ortadan kalkacak. Bunlardan bir tanesi de PKK.
CİNAYET İŞLEMEMİŞ OLANLAR… Suriye'de silahlı gruplarıyla birlikte yönetime dahil ettiler. Bu çok önemli bir şey. Bu Irak'ta da gerçekleşecek, İran'da da gerçekleşecek. Türkiye'de silahlı gruplar silahlarını bıraktıktan sonra Türkiye'nin sivil yönetimine gelecekler. Bunlar zaten bizim vatandaşlarımız, yurttaşlarımız. Cinayet işlememiş olanlar temiz silahlarını gelip bıraktıklarında bir gözlem süresinden sonra aramıza katılacaklar. Buna kimsenin hayır diyebileceğini zannetmiyorum. Bu bir tasfiyedir. Terör örgütünün tasfiyesidir.
ÖCALAN’IN EVE ÇIKMASI GEREKSİZ TARTIŞMA Burada önemli olan unsur ne? Abdullah Öcalan. Abdullah Öcalan'ın cezaevinden yan odaya çıktığı, arka odaya çıktığı, eve çıktığı bunlar bence gereksiz tartışmalar. Abdullah Öcalan 80 yaşına gelmiş. Verdiği mücadeleyle, yarattığı etkiyle bir noktaya gelmiş bir adam. Bu adam ‘ben terör yaptım. Ve ben artık terörle bunun bir yere ulaşabileceğini düşünmüyorum’ diyor. Bizim mutlaka bir entegrasyona dahil etmemiz lazım. Bunun karşısında çıkmanın herhangi bir anlamı var mı?
ANADİLİ ÖĞRETMEMEK AKILSIZLIK Anayasal düzenleme oldukça önemli… Ana dili öğrenme ve öğretme sorumluluğunun, ki bence her devletin bunu taşıması gerekir, karşısına çıkmayı akılsızlıkla nitelendiririm. Bunu sağlamak yerine bir ana dil, resmi dil olsun tartışmasına dönülecekse ben buna karşı çıkarım. Yani bizim kimlik sorunumuz yoktur. Resmi dil sorunumuz yoktur. Avrupa Birliği şartını bir idari veya ekonomik özerklikten yerel özerklik noktasına taşınacaksa bu başlı başına terörden daha büyük bir problemdir.
IRKÇILIĞA DA BÖLÜNMEYE DE KARŞIYIM Türkiye'nin ve Türk kimliğinin altında insanların kendi yaşamlarını mutlu bir şekilde sürdürebilecekleri, demokratik sorunları ortadan kaldıracak adımların atılacağına inanıyorum. Bizim sorunumuz adaletsizlik. Yani bugün Kürt olduğu için vatandaş mahkemeye gittiğinde ‘sen Kürtsün, sana daha çok adaletsizlik yapayım, Türk gittiğinde sana az adaletsizlik mi yapayım’ diyor. Yok. Genel bir adaletsizlik var. Hukuk sorunlarımızı çözemediğimiz için sorun yaşıyoruz. Çocuğuna ad koyarken, yaşadığı yerle ilgili ekonomik sorunların çözümünde bir adalet ararken, adalet sunmadığınız insanın isyanını ayrılıkçılığa kadar taşımamanız gerekir. İşkenceyle, zorla, zorbalıkla, zalimlikle, bir kültürü, bir dili, bir ırkı bastırmaya çalışıyorsanız orada zulüm vardır. Zulmün karşısına dikilirim. Kim olursa olsun İngiliz de olsa dikilirim, Fransız da olsa dikilirim, Kürt de olsa onun yanında dikilirim. Ama ayrılıkçılığa, bölücülüğe asla izin verilmemesi gerektiği kanısındayım.
Öcalan diyor ki ben isyan ettiğimde, dağa çıktığımda bu örgütle ilgili terör sürecini başlattığımda işkence vardı, zulüm vardı ve Kürt kimliği ayaklar altındaydı. Şimdi öyle bir şey yok. Artık düzeldi diyor. Amacımıza ulaştık. Bundan sonra ne yapmak gerekir? Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik, ekonomik, adil biçimde büyüyebilmesi için elden gelen herkesin yapması gerekir.
ÖCALAN’IN MECLİSE GELMESİ KORKUNÇ OLUR, HERKES SOKAĞA ÇIKAR
Tuncay Bey, örgütün en önemli koşullarından bir tanesi Abdullah Öcalan'ın fiziki olarak serbest bırakılması… Bu konuda oldukça ısrarcılar… Bir yandan da MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “Öcalan gelsin mecliste konuşsun” çağrıları var.
Devlet Bey meclise gelsin derken fiziken meclise gelsin konuşsun anlamında söylediğini zannetmiyorum. Abdullah Öcalan'ın gelip mecliste konuşayım diye bir iddiası olmadığı görülüyor. Bu zaten korkunç bir şey olur. Zalime acırsanız zulmünü onaylarsınız. Çocuklarınızın katilinin yöneticisine ‘gel mecliste konuş’ falan dersen o zaman başka bir şey olur. Vekalet savaşı sona erdiğine göre yeniden çocuklarımızın ölmesine, yeniden zulüm içinde kalmamıza, adaletsizlik içinde kalmamıza gerek yok. Gelin bunu bitirelim, devlet güçlensin ve bir yolculuk yapalım anlamında söylenen şeyler. Yoksa herkes sokağa çıkar yani. Böyle şey kabul edilmez. Her sokak şehit adlarıyla dolu. Bunun bir yerde bitmesi gerekiyor. 40 yıl, 50 yıl, 60 yıl süren bir savaşa izin verilmez yani. Bunu bitirecek olan şey taraflardan birinin teslimiyeti değil. Tarafların uzlaşmasıdır. Şimdi güzel bir uzlaşma var. Geldiğimiz nokta güzel bir nokta. Doğu’da, Güneydoğu’da çatışmasızlık var. Halk saldırmazlık istiyor.
Bir de bu memlekette Türk'le Kürt'ü savaştıramıyorsunuz. Lokal işler oluyor ama birbirimizle kan bağımız, can bağımız o kadar büyük ki nasıl ayıracaksınız yani? Her birimizin ailesinde bir gelin, bir damat var. Her birimizde bir can var. Biz ortak bir canız. Bu canı üzecek, bu canı yeniden yoracak şeylerden kaçınmak gerekir.
Ben yapılan şeyin doğru ama dikkatle takip edilmesi gerektiğini inanıyorum. Eğer ilk düğmeyi yanlış iliklerseniz sonra ne yaparsanız yapın düzeltemezsiniz. O yüzden bu komisyonların iyi çalışması lazım, doğru bilgi vermesi lazım, insanları doğru yönlendirmesi lazım.
Silah teslim etmiyorsa, terörden vazgeçmiyorsa, baskıyı sürdüreceğim, ben bölünmeden yanayım diyorlarsa da oradan bir şey çıkmaz. Bu savaşın yarattığı dehşet çok büyük. Çocuklarımızın şiddete bulaşmasının, bu kadar çok şiddetle iç içe olmasının nedeni bu savaş… Biz savaşın içindeydik. Her ailede şehit var. Bu durum giderek silahı, çatışmayı kutsuyor. Bunlardan çocuklarımızı kurtaracağız karşılıklı olarak. Ve birlikte daha güçlü, daha adil güzel bir ülkeyi yaratmanın ülküsüne sarılmak zorundayız.
ÖCALAN’IN VE TÜRK DEVLETİNİN STRATEJİK AKLI BİR ÇÖZÜM ORTAYA KOYABİLİR Türk milliyetçiliği yaparak Kürt milliyetçiliği yaparak Türkiye'de var olmak isteyen kitleler ilerici gibi sunuluyor. Bununla alakası yok yani. Her kim ki bir milliyetçilik damarı üzerinden aidiyet bağı oluşturuyorsa yanlıştır yani. Kürtçülük yaparak solcu da olunmaz. Solculuk başka değerler, başka kavramlar üzerinden yürütülür. Biz milliyetçiliği dozunda seviyoruz. Bunu aşan olgularla karşılaştığımızda o zaman Osmanlı İmparatorluğu şurada işte 150 yıllık örnektir. Başımıza gelen şey ortadadır. Ortadoğu güzel bir örnek. Yapay milliyetçilik üzerinden yürütülen siyaset sonucu Arap topluluğundan 100 tane devlet çıkarttılar. Araplar paramparça. Birleşebiliyorlar mı? Hayır. Birlikte hareket edebiliyorlar mı? Hayır. Kendi varlıklarını ortadan kaldıran İsrail'e laf edebiliyorlar mı? Hayır. Bu tür durumlar önümüzdeki çok büyük örnekler. Bunlardan sakınmak lazım. Ben Abdullah Öcalan'ın stratejik aklının da Türk devletinin stratejik aklının da sorunları ortadan kaldırabilecek bir çözümü masaya getirdiğine inanıyorum.
İLK 4 MADDE İLE 44. VE 66. MADDENİN TARTIŞMAYA AÇILMASI BÖLÜCÜLÜKTÜR
Tüm bu tartışmaların temelinde anayasa değişikliği konusu yatıyor. Pandoranın kutusu gibi… Tüm bunlar yaşanırken fon soygunu başat gündem oldu.
Anayasa değişikliğinde ana dilin resmi dil olması tartışması, özerklik tartışması, Türk kimliği tartışması ortaya konacaksa şiddetle karşı çıkarım. Anladığım kadarıyla Recep Tayyip Erdoğan yeniden seçilebilmek için bir anayasa değişikliğine ihtiyaç duyuyor. Kendisi Sezar olmuş değil. Yaşadığı sürece kral olarak devam edecek diye bir yetki yok. Cumhuriyetin Anayasası’nın kuralları belli. İki dönem kuralı var. Erken seçim halinde parlamentonun kendini feshetmesi olgusu var. Bunun için sayılar var. Biz bunları zaman içinde göreceğiz. Fikri hazırlığın buna dönük olarak yapılması bile bence bir sorundur yani. Anayasa değişikliğine çok iyi bakmak, anayasa değişikliği ile birlikte ne gelecek sorusuna çok net karşı çıkışlarla duvar olmak lazım. Eğer yeni sorunlara yeni tartışmalara yol açacaksa bu anayasa değişikliğinden kaçınmak çok önemlidir. Özerklik yaratacak. Ana dili resmi dil statüsüne kavuşturacak. Türk kimliği konusu tartışmaya açacaksa anayasa değişikliğine karşı çıkarım. İlk 4 madde ile 44 ve 66. maddelerin gündeme getirilmesini bölücülük sayarım.
AK PARTİ YÜZDE 40’TAN 28’LERE İNDİ Türk siyasetinde 25 yıllık bir iktidar VAR. Bu iktidarın fon skandalı ile birlikte geldiği bir nokta var. Bir erime süreci var. Ve bu değişim kaçınılmaz gözüküyor. Anketlerde iktidar partisi düşüşte. Yüzde 40’ları görmüştü AK Parti. Şu an yüzde 28’lerde. Hata payı %2 olsun, yüzde 30. "Memlekette sorunu kim çözer?" sorusunun yanıtını Türk halkı “bir başka parti çözer” noktasına getirmiş gözüküyor. Bir başka siyaset çözer.
FATMA HANIM’IN YAPTIĞINI BEN YAPSAM DERİMİ YÜZÜP ORTADAN İKİYE AYIRMIŞLARDI Şimdi fon krizi yaşıyoruz. Kim izin verdi? SPK, borsa ve onu denetlemekle görevli kurumlar izin veriyor. Cumhuriyet Halk Partisi'nin, Yeni Parti'nin, MHP'nin ya da işte diğer partilerin kurumları mı? Hayır. Kim yönetiyor oraları? AK Parti yönetiyor. Bunlar AK Parti'nin kurumları. Oradaki insanlar kim? Onların atadığı memurlar. Peki bu skandalda büyük parayı toplayanlar kim? AK Partili siyasetçiler. Fatma Hanım'ın yaptığını ben yapsaydım ne yapardınız bana? Derimi yüzmüş, benden iki tane Tuncay çıkartmış, İzmir’in girişine ve çıkışına asmış, herkese tükürtürdünüz. Fatma Hanım'a bir şey yapabiliyor musunuz? Yapamazsınız. Çünkü iktidar ve güç onun elinde. İşte seçmen davranışı da burada şekilleniyor.
BATSIN BU DÜZEN İÇİNDEKİLERLE BERABER… Mantık şu. Ben paramı iade edeceğim, daha doğrusu çaldığım parayı. Sen de beni affet. Böyle bir adalet mekanizması işler mi? Böyle bir şey olabilir mi? O yüzden sorun kişiyi savunmak ya da bir iktidarı savunmaktan çok artık Türkiye'yi savunma sorununa dönüşmüştür. 114 milyar dolar bütçenin 2'si demek. Bu sene faize ayırdığımız paranın tamamı demek. Peki bunu kime ödeteceğiz? Fona girmemiş, olaylardan habersiz, sabahtan akşama kadar çalışan, alnının terini silip eve bir ekmek parası götürme derdi olan garibana ödeteceğiz. Peki bu adil mi? Vicdana uygun mu? Erdoğan’ın bir fetvacısı var. Gazetede köşe yazıyor. ‘Aman fon krizi konuşulmasın, iktidarı değiştirecek bir duruma geldi. Bunu konuşmak günah’ diyor. Aman bu düzen bozulmasın diyor. Batsın bu düzen. İçinde kim varsa onunla beraber batsın. Garibanın hiç haberi olmayanın da sırtına binip bunun cezasını sen ödeyeceksin diyesin. Böyle bir düzen olur mu? Kahrolsun bu düzen.
İsimleri açıklamamak zaten bambaşka bir olay. Para nerede? Para siyasetçinin kayrılan bürokratın cebinde. Valiler hangi parayı kazanıyorlar da fona para yatırıyorlar? Oradan da milyonlar kazanıp veya kaybedip ‘benim özel hayatım, buna ne karışırsınız’ diyor. Daha doğrusu diyebilme cesaretini gösteriyorlar. Böyle bir bürokratik oligarşi, böyle bir suç oligarşisi oluşabilir mi? Yaptığınız şey kanuna uygun olabilir. Ama ahlaka aykırıysa memur olma kurallarına aykırıysa ne yapacaksınız? Yani dostlarınıza adil davranacaksınız. Böyle düzen olmaz.
EKMEK ÇALAN ÇOCUK TUTUKLU, ÇOCUĞU YOKSULLUĞA DÜŞÜREN BÜYÜK ÇALANLARA BİR ŞEY YAPILMIYOR Devlet okullarına giden çocuklara bir kurabiye, kek, meyve suyu verelim diyoruz meclis kürsülerinde… Veremiyoruz arkadaşlar. Niye? Fonzilere para aksın diye. Niye? Seçilmiş iş adamlarına para gitsin diye. Bunun kabul edilebilir falan bir tarafı kalmamıştır. Bunu halk görüyor. Halk gördüğü için panik içindeler. Beşli çete falan diyorduk. Aldıklarını ihaleleri falan filan söylüyorduk. Türkiye'deki hiçbir yolsuzluk 114 milyar doların karşılığı olamaz. 3-5 tane isim var. Paraları getirdik, yatıracağız bilmem ne falan filan. Diğerleri ne yapıyor? Hadi 114 milyar doların, 14 milyar dolarını konuşuyoruz. 100 milyar dolar kimde? Adalet Bakanlığı'nda isimler varmış. Açıklayın.
Bununla ilgili soru önergesi vereceğim. Koruduklarınız kim? Açıklayın kardeşim. Markete girip ekmek çalan çocuğun cezasını veriyorsunuz. Ama o çocuğu yoksulluğa düşürecek kadar büyük çalana hiçbir şey yapmıyorsunuz. Allah'tan korkmuyorsunuz, kuldan utanmıyorsunuz, saklıyorsunuz, gizliyorsunuz. Onların kişilik hakları, haysiyetleri koruma altında ama o zavallı çocuk suçlu çocuk. Ve bunu hepimizin vicdanının kabul etmesini bekliyorlar.
Ben adalet istiyorum. Adalet ne demek? Adalet herkese yaptığının hesabının sorulması demek. Öyle gizlide yapılan işin gizlide özrü olmaz.
Desem ki ‘ben size 1 lira vereceğim. Siz 6 ay sonra gelin size 1000’er lira vereceğim’. Siz demez misiniz Tuncay Özkan dolandırıcılığa başlamış. Buna benzer bir iş olmuş. Böyle bir soygunun bürokratik oligarşinin desteği olmadan yapılabilmesi imkansız. 114 milyar dolar ne olacak? Dünyada böyle uygulamalarda ne oldu? Dünyada böyle uygulamalarda yurt dışına çıkan parayı da Amerika getirip de kasasına koydu diyor. Peki biz ne yapıyoruz şimdi? Hiç bir şey. Bol bol tevatür üretiyoruz. Dedikodu üretiyoruz. İşi magazinleştiriliyor. Cumhurbaşkanı bu sürece müdahale edecek, sonuna kadar gidecek, işte Cumhurbaşkanı'na da operasyon çektiler falan diye söylemler var. Peki neyin sonuna kadar gidilecek? Vatandaşın cebindeki paranın sonuna kadar.
Amcamın anlattığı bir hikaye var; “Köye bir tane çoban gelmiş. Bizimkiler sözleşme yapmak istemişler. İşte şu kadar ikramiye, sosyal haklar, güvenceleri falan. Adam "Ya bunların hepsini boş verin. Sözleşmeye bir tek şey yazın. Ben sizi çok sevdim. Bir koyun kalana kadar ben bu sürüyü otlatacağım. Sizi bırakmam” demiş. Bizimkiler demişler ki "Ya ne kadar güzel adam" İşte sözleşme yapılmış. Tazminat hükümleri konulmuş. 6 ay sonra dağdan bir feryat. Bizimkiler koşmuş gitmişler. Ne oldu demişler. Kurt saldırdı. Sürünün yarısı nehre gitti. Bakmışlar. Bir şey yok. Sürünün yarısı da yok. Haydi canı veren Allah deyip geçmişler. 3 hafta sonra bir feryat daha. Gitmişler, Afgan hırsızlar geldi. Kamyonlara doldurdu, götürdü sürüyü. Köylü demiş ki: "gel kardeş. Tazminatını veriyoruz. Senin işten atıyoruz” Çoban da orada hüküm var demiş. Ne hükmü demişler? Bir koyun kalana kadar ben otlatacağım. Memlekette vatandaşın cebindeki 1 lira kalana kadar bu düzen böyle devam edecekse isyan büyüktür yani. Böyle şey kabul edilmez. Bu iş adli bir iştir. Adliyeden kim bulaştıysa, bürokratik oligarşinin içinde kim varsa, siyasetten kim varsa onun mutlaka ve mutlaka hesap vermesi gerekir. Bunun başka yolu yoktur.
Kaynak: Ege'de Sonsöz








0 Yorum